Dikkat çeken Macron açıklaması: Napolyon olma rüyası peşinde

Doç.

Dikkat çeken Macron açıklaması: Napolyon olma rüyası peşinde

Doç. Dr. Abdurrahman Babacan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, Fransa'nın bölgeye dönük devlet politikasını sürdürürken yeni Napolyon olma rüyası peşinde olduğunu, bu durumun Macron’u biraz daha şahin ve agresif kıldığını söyledi.

Babacan, Macron'un Türkiye karşıtı tutumunu AA muhabirine değerlendirdi.

Fransa'nın ve özelde Macron'un Türkiye'ye karşı kronikleşen agresif tutum ve açıklamalarının hem dış politika hem de iç politikayla alakalı olduğunu söyleyen Babacan, Macron'un yaklaşık 2 yıldır ülke içinde sarı yelekliler protestoları, ekonomik durum, gelir adaletsizliği, pandemi gibi sorunları yönetemediğini hatırlattı. Babacan, Macron'un bu tabloyu, dış politika üzerinden "temizleme" ve "maniple etme" amacıyla hareket ettiğini aktardı.

Macron'un diplomasiden ve uzlaşmacılıktan yana olmayan bir politika izlediğini belirten Babacan, sözlerine şöyle devam etti:

"Suriye'de PYD'yi, Libya'da Hafter'i, Doğu Akdeniz'de Yunanistan'ı doğrudan ve tek başına destekleyen ve bir anlamda yalnız şövalyeyi oynayan Macron, uzlaşmacılığı ve diplomasiyi bir kenara bırakan bir politik ajanda izliyor. Bu belki de karşı karşıya geldiği birçok sahada Türkiye'ye geri adım attıracağına ilişkin bir inançtan kaynaklanıyor ki yakın zamanda aynı tutumu Lübnan'da da sergiledi. Nitekim Lübnan'daki en son patronvari açıklamaları, tüm Arap dünyasında büyük tepki gördü. En son Doğu Akdeniz örneğinde de aynı sorunu yaşıyor. Doğu Akdeniz Fransa'nın kara suları değil, Türkiye ise kendi kara sularında enerji kaynakları anlamındaki haklarını savunuyor."

- "MESELE FRANSA'NIN ESKİ KOLONYAL SİYASETİYLE İLİŞKİLİ"

Babacan, Macron'un söylemlerinin Fransa'nın eski kolonyal siyasetini Orta Doğu-Akdeniz-Afrika ekseninde sürdürebilme hülyalarıyla ilişkili olduğunu ve bunun yakın dönemde ilk olmadığını ifade ederek, Fransa'nın İdlib'de konumlandığı pozisyonu, Fırat'ın doğusuna dönük özel hassasiyetini ve burada PYD unsurlarına eğitim ve lojistik desteğini, Libya'da darbeci Hafter'i desteklemesini, Tunus, Cezayir ve Fas'a dönük gayrimeşru politik baskıları ve son elli yılda Afrika'daki eski Fransa sömürgelerinde gerçekleşen darbeleri örnek gösterdi.

Paris yönetiminin bu bölgelerdeki tutumlarının sadece Macron'un çılgınlıkları ya da siyasi acemilikler üzerinden okunacak meseleler olmadığına vurgu yapan Babacan, Fransa'nın eski cumhurbaşkanları François Mitterand ve François Hollande'ın da kendi dönemlerinde benzer tavırlar içine girdiğini dile getirdi.

Macron'un, Fransa'nın bölgeye dönük devlet politikasını sürdürdüğünü anlatan Babacan, "Diğer yandan bir yeni Napolyon olma rüyası ve buna dönük bir siyaset iddiası taşıması, Macron'u biraz daha şahin ve agresif kılıyor. Bu bakımdan Macron'un bu dili ve tutumunu, onun acemiliğine ya da tez canlılığına yormaktan çok, bilinçli olarak işlettiğini düşünüyorum. Bunun, sonuçları bakımından Fransa'nın uzun vadedeki pozisyonu için çok tahripkar olacağını düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin son yıllarda milli savunma sanayisine yaptığı büyük yatırımlar ve aldığı efektif karşılığın; Fransa'nın Orta Doğu, Akdeniz ve Afrika bölgesine yönelik silah ticareti nedeniyle Paris yönetiminde ciddi kaygıya neden olduğunu belirten Babacan, "Fransa bunu son 3-4 yıldır sahada küçük fırsatçılıklarla, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne sattığı firkateynlerle kapatmaya çalışıyor ancak yakın gelecekte bu açıdan önünde karanlık bir tablo çıkacağının tedirginliği içinde." şeklinde konuştu.

- "TÜRKİYE'YE YAPTIRIM UYGULAMASI ÇAĞRISI HERHANGİ BİR KARŞILIK BULMADI"

Suriye ve Libya'daki Fransız etkisinin Türkiye tarafından ciddi biçimde azaltıldığına işaret eden Babacan, şöyle devam etti:

"Bu, Fransa açısından, sahada reel bir yenilgi anlamı taşıdığı kadar uluslararası diplomatik kredisinin ve caydırıcılık etkisinin de baltalanması demek. Nitekim geçtiğimiz haziran ayında Libya açıklarında Fransız fırkateyninin Türk gemilerince taciz edildiği iddiasını uluslararası platforma taşıyan Fransa, NATO'ya müracaat ederek meseleyi NATO açısından bir Türkiye sorununa dönüştürmeye gayret etmişti. NATO'nun, incelemesinin ardından hazırladığı 130 sayfalık raporda ise tacize veya radar kilitleme durumuna ilişkin herhangi bir bulgu çıkmadı. Bu esasen Fransa açısından diplomatik bir skandal olduğu kadar, NATO içinde, etkisinin kırılması sonucunu verebilecek büyük bir zafiyet olarak değerlendirildi. Buna paralel bir başka durum ise temmuz ayı başında Türkiye'yi Libya'ya yönelik silah ambargosunu ihlal etmekle suçlayarak meselenin BMGK'ya taşınması konusundaki agresif ısrarı idi. Fakat buradan da herhangi bir diplomatik sonuç devşiremedi. Yine son olarak temmuz ayında Türkiye'ye yaptırım uygulaması konusunda AB'ye yaptığı çağrı da herhangi bir karşılık bulmadı."

"Türkiye bu noktada serinkanlı ve kararlı politikasını sürdürmeli" diyen Babacan, Türkiye'nin Fransa'nın gerçekleştirdiği çok açık bazı uluslararası anlaşma ihlallerini, belgeleriyle uluslararası kurumlara sunması gerektiğini kaydetti.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER