İdam, sürgün, işkence... Ülkeyi karanlığa, gençleri zindanlara gömen 12 Eylül...

Türkiye'de kırk yıl önce bugün (12 Eylül 1980), ordu iktidarı ele geçirdi ve demokrasiyi askıya aldı.

İdam, sürgün, işkence... Ülkeyi karanlığa, gençleri zindanlara gömen 12 Eylül...

Türkiye'de kırk yıl önce bugün (12 Eylül 1980), ordu iktidarı ele geçirdi ve demokrasiyi askıya aldı. Ertesi yıl, Yarbay Antonio Tejero liderliğindeki Guardia Civil'deki sağcı unsurlar, İspanya'da başarısız bir darbeye öncülük etti. 1991'de radikal komünistler Mikhail Gorbaçev'i devirip Sovyetler Birliği'ni kurtarmaya çalıştı.

12 Eylül darbesi, Cumhuriyet tarihinde emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirilen son darbe ve Avrupa'daki son başarılı darbe olarak tarihe geçti.

12 Eylül'ün ardından Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başladı. TBMM lağvedildi, Anayasa değiştirildi, siyasi partiler kapatıldı, parti liderleri önce gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Gözaltı, tutuklama, idam ve işkencelerle geçen bu dönem yaklaşık dokuz yıl sürdü.

DARBE...

TRT radyosunda, 12 Eylül sabahı İstiklal Marşı'nın ardından çalınan Harbiye Marşı ve dönemin Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzalı Milli Güvenlik Konseyi "bir numaralı" bildirisinin okunması darbenin başlangıcı oldu. Bu bildiriyi, 5 bildiri daha izledi.


Milli Güvenlik Konseyi (MGK) Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren (sağ 3) basına ilk açıklamasını 12 Eylül 1980'de TBMM'de yaptı. TBMM'deki açıklamada (sağdan sola) Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun da yer aldı.

Evren darbeye ilişkin "... (TSK) Kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalmıştır." ifadelerini kullandı.

SÜRGÜN, YASAK..

Süleyman Demirel'in Başbakanı olduğu Hükümetin görevden alındığı darbe sürecinde, TBMM lağvedildi. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı askeri dönem başladı.

Ülke genelinde ilan ettikleri 13 sıkıyönetim bölgesine 13 generali komutan olarak atayan cuntacılar, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerini durdurdu.

Siyasi partileri de lağveden askeri yönetim, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit'i Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş'i ise Uzunada'ya sürgüne göndererek, siyasi yasaklar getirdi.

Darbeye liderlik eden 5 generalin oluşturduğu Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu'ya kurdurulan hükümet, 21 Eylül'de göreve başladı.

İŞKENCE, İDAM, FAİLİ MEÇHULLER...

1960'ta bir darbe ve 1971'de 'muhtıra ile darbe' gören Türkiye, 1980'de darbeler tarihinin en ağır faturalarından birini ödemişti.

Darbe sürecinde 650 bin kişi gözaltına alındı, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi için de idam cezası istendi. 517 kişinin "ölüm cezasına" çarptırıldığı süreçte, 50 kişi idam edildi.

İlk olarak sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi. Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren, 19 Mart 1980'ta idama mahkum edildi.

Ülkenin karanlığa gömüldüğü bu dönemde, hapishaneler ülke tarihinin en acı ve utanç verici işkenlerine şahitlik etti.

12 Eylül'ün mahkumları, genç yaşta girdikleri cezaevlerinde gördükleri kötü muamele ve işkence ile gençliklerini, hayallerini, arkadaşlarını geride bıraktı.

Henüz 16 yaşındayken tutuklanan ve idam cezasına çarptırılan 58 yaşındaki Mustafa Karatoprak, 2019 yılında 15 yıllık cezaevi hayatından 2 yılını geçirdiği Kayseri'nin Talas ilçesindeki Zincidere Cezaevi'nin yıkımıyla ilgili konuşmasında, yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

Buranın yıkılmasıyla yüreğimiz soğuyacak diye bir şey olamaz. Buranın vicdanımızda yıkılacağını zannetmiyorum. Ulucanlar gibi bir müze yapılmış olsaydı, o zaman gelir yattığımız yerleri, işkence çektiğimiz yerleri arkadaşlarımıza, torunlarımıza, geleceğimize hatıra olarak anlatırdık.

Bir diğer mağdur Hüseyin Kemal Türkmen ise darbecilerin 'insanlığı öldürdüğünü'söyleyerek şu ifadeleri kullanıyor:

Bu yıkık binanın taşları, duvarları dile gelse de burada yaşananları bir anlatabilse. Biz burada olan bitenleri yaşadık. Tarihe not düşmek adına da buradayız.
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER