Körfez'deki güç dengesinde yeni oyun kurucu Katar mı?

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 41.

Körfez'deki güç dengesinde yeni oyun kurucu Katar mı?

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 41. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi için Suudi Arabistan’a gelen Katar Emiri Temim bin Hamed Al Sani’yi uçağın kapısında karşılayarak sıkı biçimde kucaklaşması “bükemediğin eli öpeceksin” atasözünü akıllara getirdi. Katar’a yönelik ablukanın baş mimarlarından biri olarak kabul edilen Muhammed bin Selman’ın bu tavrının samimiyetten uzak olduğu söylenebilse de, aynı zamanda içinde bulunduğu sıkışıklık halinden bir çıkış yolu aradığı şeklinde de değerlendirilebilir. Özellikle gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi hadisesinden itibaren ulusal ve uluslararası düzeyde itibarı giderek azalan Muhammed bin Selman’ın, son olarak ABD’de Joe Biden’ın göreve gelmesiyle birlikte kendisine yönelecek yasal süreçlerden dolayı endişe içinde olduğu biliniyor. Katar’a yönelik ablukanın sonlandırılmasına zemin hazırlayan bu gelişmeler, gelinen noktada, Suudi Arabistan’ın öncülük etmesi ve diğer ülkelerin de isteyerek ya da istemeyerek destek vermesiyle üç buçuk yıl süren abluka sürecinin, en azından kâğıt üstünde sona ermesi sonucunu doğurdu.

Her ne kadar kriz çözülmüş gibi görünse de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Bahreyn’in devlet başkanları düzeyinde katılım göstermemesi ve bu ülkelerin resmî medya kanallarında ablukanın sona erişiyle ilgili çok kısıtlı bir haber akışına yer verilmesi, bu aktörlerin Katar’a karşı politikalarında ciddi bir değişim olmadığını ortaya koyuyor. Öte yandan kendisine karşı gerçekleştirilen ve kimi yönleriyle “onur kırıcı” olan abluka sürecinin mağduru Katar’ın da yaşananları sineye çekmesi zor gözüküyor. Bununla birlikte 41. KİK Zirvesi, 2017 yılından bu yana Katar’a karşı uygulanan ambargoyu sona erdiren gelişme olarak görülürken, aynı zamanda Katar’ın güçlü iradesi sayesinde krizin üstesinden geldiğini de tescil eden bir toplantı oldu. Toplantının detaylarına geçmeden önce, Katar krizinin arka planı ve krize ulaşan süreci kısaca hatırlamak faydalı olacaktır.

- Katar ablukasına gelinen süreç

2010’lu yıllarda Ortadoğu siyasetinde yükselen Körfez bölgesi, uzun bir dönem boyunca önemli bir işbirliği platformunu ve ortak siyaset kültürünü yansıtan KİK ile bölgesel örgütlenme açısından da önemli bir mesafe kat etti. Bununla birlikte Körfez ülkeleri arasında özellikle dış politika alanındaki farklılıklar süregeldi. KİK ülkeleri içinde Suudi Arabistan, BAE ve Katar yoğun ve aktif bir dış politika izlerken Kuveyt, Bahreyn ve Umman’ın dış politika stratejileri daha düşük yoğunlukta ve pasif halde devam etti.

2010 yılının Aralık ayında Tunus’ta başlayan ve diğer bölge ülkelerine yayılan halk ayaklanmalarına verilen tepkilerle şekillenen siyasi ve ideolojik farklılıklar, Körfez ülkeleri arasında mevcut politika farklılıklarının da derinleşmesine neden oldu. 2014 yılında Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn bu politika farklılıklarını öne sürerek ve Katar’ın yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunarak ülkedeki büyükelçilerini çektiler ve diplomatik krize neden oldular. Yaklaşık bir yıl süren bu kriz, bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle, yapılan KİK Zirvesi ile sona erdirildi. Katar’ın dış politikasını hedef alan bu üç ülke Doha’ya karşı tutumlarını gizliden gizliye devam ettirirken, bu kez 2017 yılında çok daha keskin bir politika izleyerek Katar’a karşı kara, hava ve deniz ablukasını da içeren bir dizi ağır kararlar aldılar. Doha liderliğini “terörizmi fonlamakla” suçlayan Riyad, Abu Dabi ve Manama 5 Haziran 2017’de Mısır’ın da desteklediği abluka uygulamasını başlattı. 5 Haziran 2017’den 5 Ocak 2021’e kadar geçen yaklaşık 3,5 yılın ardından, yine bir KİK Zirvesi ile Katar ve ablukacı ülkeler arasındaki kriz kâğıt üstünde sona erdirildi.

- Zirveye gelinirken

Zirve öncesinde Suudi Arabistan ve Katar arasında Kuveyt’in arabuluculuğunda gerçekleştirilen görüşmelerde krizin çözülmesi aşamasında belirli bir noktaya gelinmesi sağlanmıştı. Nitekim KİK Zirvesi’nden bir gün önce, 4 Ocak’ta Kuveyt Dışişleri Bakanı Ahmed Nasır Muhammed es-Sabah, Kuveyt emirinden aldığı bilgiye dayanarak, Suudi Arabistan ve Katar arasındaki kara, hava ve deniz sınırlarının 5 Ocak’tan itibaren açılacağını duyurmuştu. Bu gelişmeyle birlikte, Katar Haber Ajansı tarafından Emir Temim bin Hamed’in de zirveye katılacağının açıklanması, KİK Zirvesi öncesi siyasi yumuşamayı artırdı ve bu adım güven artırıcı bir hamle olarak değerlendirildi.

Suudi Arabistan’ın batısında yer alan el-Ula kentinde düzenlenen 41. KİK Zirvesi’ne Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Savunma Bakanı Muhammed bin Selman, Kuveyt Emiri Şeyh Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, BAE Başbakanı ve Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Raşid el-Maktum, Bahreyn Başbakanı ve Veliaht Prensi Selman bin Hamed bin İsa el-Halife ve Umman adına Başbakan Yardımcısı Fahd bin Mahmud es-Said ve Katar Emiri Temim bin Hamed es-Sani katıldı. 2017 yılından bu yana zirveye düşük seviyede katılan Katar’ın 2021 yılındaki zirvede Emir Temim bin Hamed tarafından temsil edilmesi Körfez krizinde bir dönüm noktasına işaret ederken sembolik bir anlam da taşıyor.

- Yumuşamanın zamanlaması

Üç buçuk yıldır devam eden ve tarafı olan her ülkeye mali, siyasi ve finansal zararlar veren Körfez krizinde yumuşamaya gidilmesinin zamanlaması da manidar. 41. KİK Zirvesi’ne ev sahipliği yapan Suudi Arabistan’ın siyasi yumuşama faaliyetlerine, aslında dış politikasında ve ekonomisinde yaşadığı sıkışmışlıkların da neden olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Dış politika düzeyinde büyük oranda Suudi Arabistan’ın hamlelerini yansıtan zamanlama, yapısal anlamda da ABD başkanlık seçimlerini takiben Donald Trump’ın görevini Joe Biden’a devredecek olmasıyla açıklanabilir. Trump döneminde Ortadoğu’da dış politikada geniş manevra alanları bulan Suudi Arabistan ve BAE gibi ortaklara, Joe Biden yönetiminde daha kısıtlı bir alan kalacağı söylenebilir.

2018 yılındaki Kaşıkçı cinayetinin ardından Batılı ülkelerle siyasi ilişkilerinde gerginlikler meydana gelen Suudi Arabistan ve özellikle Muhammed bin Selman, çareyi Asya turlarında aramıştı. Nitekim Kaşıkçı cinayetine ek olarak, maceracı dış politikasıyla Yemen’de 2015 yılında başlattığı müdahale sonucunda elde etmek istediği amaçlara da ulaşamayan Suudi Arabistan, BAE’nin Yemen’den askeri olarak Şubat 2020’de çekilmesi ile Husi tehdidini tek başına karşılamak durumunda kalmıştı. Başarısız siyasi hamlelerinin yanı sıra, 2019 yılının sonunda yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının baş göstermesiyle birlikte ilk önce turizm faaliyetlerinin azalması ve ardından kesilmesi, bunun yanında ekonomik sektörlere inen darbe ve son olarak petrol fiyatlarındaki düşüş, Suudi ekonomisine beklenenden fazla zarar vermişti. Bu gelişmeler ışığında siyasi ve ekonomik olarak bir çıkmaza giren Suudi Arabistan, 2020 yılının sonlarına doğru Biden yönetimine hazırlanmaya başlamış, Türkiye ile ilişkilerinde tekrar olumlu sinyaller vermiş ve iki dışişleri bakanı arasında bir görüşme gerçekleşmişti. Ayrıca Katar krizinin çözümüne yönelik girişimlerde bulunulmuş, Kuveyt arabuluculuğunda görüşmeler gerçekleştirilmişti. Yemen’de de yeni bir kabinenin kurulmasıyla, Biden dönemine hazırlık için yapılan hamleler tamamlanmıştı.

- Zirvenin ardından

Zirvenin ardından katılımcılar “dayanışma ve istikrar” adı altında bir anlaşma imzalayarak Körfez’in siyasi ve ekonomik birliğine olan inançlarını tazelediklerini gösterdiler. Her ne kadar kırılganlıkların taze olduğu bir dönemde imzalanmış olsa da, bu anlaşma gelecek için ümit verici bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, Körfez ülkeleri arasındaki güven ve dayanışma duygusuna ciddi biçimde zarar veren abluka sürecinin yaralarının sarılması kolay olmayacaktır.

Körfez krizinin 3,5 yılın ardından sona erdiği bu tarihi zirveden daha da önemli olan, katılımcı ülkeler arasındaki dayanışma ve istikrarın nasıl tanımlanacağı ve nasıl işletileceği konusudur. Zira Suudi Arabistan ve Katar arasındaki yumuşama sinyallerinin KİK Zirvesi’nde tüm üye ülkeler önünde ve örgüt zemininde tescil edilmesi, krizin kâğıt üzerinde bitişini simgeliyor. Fakat kâğıt üzerindeki gelişmelerden ziyade, örgütün içindeki dayanışmanın ve istikrarın yanında, ikili ilişkilerdeki güvenin sağlanması konusundaki irade daha önemli görünüyor.

Kriz sürecinde BAE ve Katar ikili ilişkilerinin hiç olmadığı kadar gergin dönemlerden geçmesi, Katar’ın egemenliğinin hiçe sayılarak belirli taleplerin Katar’a iletilmesi, en azından Abu Dabi ile Doha arasındaki güven bağlarının çok yakın zamanda kurulamayacağını gösteriyor. Öte yandan 41. KİK Zirvesi’nin sonunda imzalanan belgenin tescil ettiği asıl nokta, 3,5 yıllık abluka dönemini asgari hasarla atlatan Katar’ın, gerek bölge jeopolitiğine gerekse de Körfez’deki güç dengesine tekrar güçlü biçimde ve 2017’den daha bağımsız bir şekilde katılıyor oluşudur.

[Orta Doğu siyaseti, Arap devrimleri, Mısır’daki devrim süreci ve Körfez siyaseti konularında uzman olan Doç. Dr. İsmail Numan Telci Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Orta Doğu Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve aynı zamanda ORSAM Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir]
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER